Bir önceki “sosyal medyada stratejinin önemi” başlıklı yazımda, sosyal medya stratejisinden şimdilik (bazı büyük ajansların yaptıkları dışında) tek anladığımızın tüm platformları hunharca kullanmak olduğunu belirtmiştim. Konuya uzak olanlar için veya buna katılmayanlar için klasik bir örnekle durumu daha iyi anlatmaya çalışayım.
Evet, sosyal medya stratejisinden anladığımız şey bu ve biz sosyal medyayı kirletiyoruz. Yani bu, interneti yaşam ortamı olarak kabul edersek çevre kirliliğine eşdeğer. Buna sosyal medya kirliliği diyebiliriz. Zaten yaban ellerde buna “social media overload” deniyor. Yine realize edersek örneği, bu şuna benziyor:
Bir sabah işe gitmek için kalkıyorsunuz. Kahvaltınızı yaparken televizyonu açıp X markasının reklamını görüyorsunuz. Sonra gazeteye göz atarken yine X markasının reklamını görüyorsunuz. Üzerinizi giyinip evden çıkacakken, evinizin önünden kurum arabasıyla ve tepesinde megafonla bağır çağır yine aynı marka geçiyor. Arabanıza gidiyorsunuz, tam binecekken arabanızın ön camına bu markanın broşürünün sıkıştırıldığını görüyorsunuz. Arabanızla iş yerine doğru ilerlerken radyoda yine bu markanın reklamını duyuyorsunuz. İş yerine gittiğinizde masanızda bu markanın broşürüne rastlıyorsunuz. Telefonunuza mesaj geliyor, bakıyorsunuz ve bu markanın tanıtım mesajı. Bilgisayarı açıp maillerinizi kontrol ediyorsunuz, yine bu markanın tanıtımını içeriyor. Akşam eve dönüyorsunuz, posta kutunuzu kontrol ediyorsunuz, durum aynı. Tam eve girecekken kapı aralığında yine bu markanın broşürü.
Abarttım mı? Reele göre evet. Ama sanal dünyada yapılan şey de tam olarak bu. O zaman siz de abartmayın. Aynı insanlara farklı kanallardan ulaşmak yerine, farklı kanallardan farklı insanlara ulaşın. Elbette kesişim kümesinde kalan insanlar olacaktır. Fakat platform seçmeden/kullanmaya başlamadan önce düzgün bir strateji belirlerseniz; kesişim kümeniz de oldukça küçük olacak ve başını ağrıttığınız insan sayısı, herkesinkinden daha az olacaktır.