Ekim 2010

Yeni Medya Düzeni Konferansı Notlarım

by Taci Yalçın on 28 Ekim 2010

in Sosyal Medya

2 gün önce, salı günü Doğuş Grubu‘nun düzenlediği Yeni Medya Düzeni konferansındaydım. İstanbul Kongre Merkezi’nde (Lütfi Kırdar) gerçekleşen etkinlik, açıkçası beni ve diğer katılımcıları pek tatmin etmese de, yine de aldığım ilginç sayılabilecek notları ve konferans sonunda yaşadığım inanılmaz tecrübeyi paylaşmak istiyorum.

Konferans sabahı kayıtlarımızı yaptırdıktan ve yaka kartlarımızı aldıktan sonra içeri geçtik. Bir yandan FriendFeed‘i gözlüyordum, bir yandan da etkinliğin başlamasını bekliyordum. FriendFeed’de Işıl‘ın da orada olduğunu gördüm ve hemen iletişime geçip buluştuk, konferansı birlikte seyretmeye başladık.

Konferans Doğuş Yayın Grubu Genel Müdürü Cem Aydın’ın açılış konuşmasıyla başladı. Sonra, Yönetim Kurulu Başkanı Ferit Şahenk’in konuşmasıyla devam etti. Şahenk, yeni teknolojilerin doğal ve hızlandırılmış bir öğrenim süreci yarattığından; yeni medya düzeninin beraberinde özgürleşme ve şeffaflaşma getirdiğinden bahsetti.

Wired Dergisi’nin kurucusu, long tail kavramının yaratıcısı Chris Anderson’ın konuşmasına geçildi. Chris Anderson’ın konusu, tablet pc’lerin hayatımızı nasıl değiştireceği ile ilgiliydi. “The Future of Media in The Tablet Age” adlı sunumuna başlayan Chris, açıkçası tablet pc’lerden çok tahmin edebileceğiniz gibi Ipad üzerine konuştu çoğunlukla. Katılımcılar, kendi aralarında Chris’in Ipad reklamı yaptığını düşünmediler ve konuşmadılar değil açıkçası icon smile Yeni Medya Düzeni Konferansı Notlarım

Itunes’un çok güçlü bir platform olduğundan bahsetti Chris. Ipad’i “Iphone, Kindle ve Cloud Computing” in toplamı olarak gördüğünü belirtti. Wired dergisinin 93 yılında geleneksel mecrada faaliyete başladığını; son 15 yıldır da web üzerinde yayında olduğunu söyledi. Özellikle dikkatimi çeken nokta ise; “dergiyi nete taşımadıklarını, yeni bir website yarattıklarını” söylemesi oldu. Bunun, bizim Türk medyasının altını kalın kırmızı kalemlerle çizmesi gereken bir nokta olduğunu düşünüyorum.

Wired dergisinin Ipad satışlarından, akabinde long tail kavramından bahsetti. Haziran’da Wired’ın 100.000 sattığından; daha sonraki aylarda 30 bin seyrinde düzenli olarak satışına devam ettiğinden bahsetti. Ipad’deki bir derginin, basılı dergilerin dağıtımından çok daha etkin ve maliyetsiz dağıtılabildiğinin (ve üretilebildiğinin) üzerinde durdu. Ve aynı zamanda tabii ki çok daha fazla insana ulaşabilmekten bahsetti. Wired’ın, Ipad’deki dergiler sıralamasında 1. sırada olduğunu söyledi. Ipad için hazırladıkları videoyu izletti ve video gerçekten harikaydı.

The New York Times Yönetim Kurulu Başkanı Arthur Sulzberger ise değişimin zorluğundan, yeni medyanın kendilerini nasıl etkilediğinden ve tabii ki The New York Times’tan bahsetti. 96′da internete girdiklerini, ilk zamanlarda sayfa gösterim sayılarının 100.000 olduğunu ve bugün bu sayının 16 milyon civarında olduğunu belirtti. Geleneksel medyanın kalelerinden birini temsil eden Arthur’a şakayla karışık The NY Times’ın bu düzene ayak uydurup uyduramayacağı soruldu. O da ortada CNN ve BBC gibi çok güçlü iki örneğin olduğunu, onların bunu başarabildiğini dile getirdi.

Daha sonra panele geçildi ve Levent Erden, Chris Anderson, Christian Hernandez’den oluşan üçlü; DYG yeni medya koordinatörü Yunus Halit Türe moderesinde sohbete başladılar. Açıkçası panel beni hiç tatmin etmedi. Dikkatimi çeken noktalar; Chris’in “uzun vadede TV’yi hatırlamayacağız” sözü ve araştırma sürecinin toplumsal hale gelmesinden bahsetmesi; Facebook Uluslararası İş Geliştirme Başkanı Hernandez’in Galatasaray’ın Facebook’taki en çok hayrana sahip spor kulübü olmasından bahsetmesi, Türkiye’nin bir Akdeniz ülkesi olmasından dolayı topluca muhabbet etmeleri, bir şeyler paylaşmayı, dolayısıyla Facebook’u sevmesinden bahsetmesi; Levent Erden’in sosyal medyanın “sosyal olmadığı” , bunun bir ekran arkadaşlığı olduğu üzerine yaptığı vurgu ve sansürle ilgili soruyu “o tren kaçtı” diyerek kestirip atması oldu.

Dışarıda sigara molasında Levent Erden’in yanına gidip sansür sorusuna neden cevap vermediğini sordum. O da birkaç gün sonra bakanlarla toplantısının olduğunu argo -bayağı bir argo icon smile Yeni Medya Düzeni Konferansı Notlarım - bir dille bakanlarla bu konuyu konuşacağını, o konunun yerinin burası olmadığını söyledi.

Bu arada konferanstan önceki gün Levent Erden’i rüyamda görmüştüm. Bir reklam filminde genç bir çocukla oynuyordu. Genç çocuk yeni medyayı, Levent Erden de sansürü temsil ediyordu. Rüyamı anlattım ve tepkisi “üstünü iyi ört” oldu icon smile Yeni Medya Düzeni Konferansı Notlarım

Daha sonra Amerika’da The Young Turks adlı programıyla ortalığı birbirine katan Cenk Uygur, video konferans ile salona bağlandı. Youtube’un öneminden, programı yapmayı nasıl başardıklarından (internet üzerinden yayınlanan ilk canlı tv şovu) bahsetti. Türk asıllı olmasından dolayı oldukça gazlayıcı bir konseptte konuştu. Baba tarafından büyük dedesinin Osmanlı komutanlarından(?) olduğundan bahsetti. Anne tarafının soyadının “Yavaşça” olduğunu esprili bir dille anlattı. Büyük büyük dedesi, İstanbul’un fethi sırasında gemileri karadan yürüten ekipteymiş. Fatih Sultan Mehmet gelip “nasıl yürüteceğiz” diye sorunca, bu da “yavaşça” demiş ve soyadları öyle kalmış. (Tabii doğru anladıysam, İngilizce ile simultane çeviri birbirine giriyordu çoğu zaman.)

Bizans’ın Osmanlı donanmasını bir anda, aniden boğazda gördüğünden bahsetti. Konuyu burada genç Türkler’e bağladı ve “işte dünya da bizi bu şekilde, bir anda fark edecek” dedi. Alkışlar falan derken, salon iyice gazlandı bu arada.

Ve son olarak orada asıl bulunma nedenim; kitaplarını yıllardır elimden düşürmediğim, adeta idolüm olan ünlü pazarlama gurusu Seth Godin video konferansla bağlandı salona. Açıkça belirteyim, Seth Godin‘in konuşmasından hiç not alamadım. Pür dikkat dinliyordum ve bir şey kaçırmak istemiyordum. Öyle de oldu.

seth2 300x112 Yeni Medya Düzeni Konferansı Notlarım

Seth, ilk olarak saatin kaç olduğunu sordu ve konuyu oradan zamanın önemine bağladı. 100 yıl önce olan makine devriminin şimdi teknoloji tarafından gerçekleştirildiğini; bunun temelinde yatan ana mevzunun “verimliliği artırmak” olduğundan bahsetti.

Şimdi hayatta olmayan Fransa’daki bir arkadaşının ekmek konusundaki inovasyonundan bahsetti. Aromalı ekmek (doğru anladıysam) yapan arkadaşı, o ana kadar kimsenin yapamadığını yapmıştı, kalıpları kırmış ve başarıya ulaşmıştı. Henry Ford da dahil birkaç örnek verdi ve örneklerinin temelinde yatan ortak şey şuydu:

“Eğer sisteme uyuyorsanız fark edilmezsiniz. Sıradan insanlar fark yaratamaz, farkı farklı insanlar yaratır.”

Hayat felsefemin “insan, normalin dışına çıkmazsa gelişemez” sözü üzerinden temellendiğini söyleyecek olursam; neden Seth Godin hayranı olduğumu sanırım siz de, ben de bu noktada daha iyi anlayabiliriz.

Seth, “mutlaka sizden daha ucuzunu yapan birileri çıkacaktır” diyerek; “bir şeyin daha ucuzunu yapmaya çalışmayın, ortaya tamamen yaratıcı bir şey çıkarın”a vurgu yaptı. Konuşmasının temeli de buydu aslında.

Daha sonra soru cevaplara geçildi. İlk başta kimse soru sormak istemedi, kimse el kaldırmadı ve salonda ufak bir “apışıp kalma” sendromu oldu. Daha sonra soru cevap moderatörü ntvmsnbc.com genel yayın yönetmeni Ahmet Yeşiltepe‘nin kıvrak çevirisiyle bir veya iki kişi soru sordu. Kanımca Seth Godin’i pek tatmin etmeyen, sıradan sorulardı. Daha sonra yine kimse soru sormak istemeyince el kaldırdım ve mikrofon bana geldi.

Hayatımda hiç bu kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum. Karşımda, dev ekranda Seth Godin beni dinliyordu ve ben bir daha belki de hayatım boyunca bulamayacağım bir fırsatla karşı karşıyaydım. Açıkçası el kaldırırken aklımda bir soru yoktu, o anda aklıma gelen ilk şeyi sordum.

“Birçok fikir arasından doğru olanın, yani hayata geçirilmesi gerekenin hangisi olduğuna nasıl karar veriyorsunuz? Sizi bu noktada tetikleyen şey ne? Örneğin yıllar önceki Squidoo adlı girişiminizde, Squidoo’yu yapmaya nasıl karar verdiniz? Fransa’daki arkadaşınızın ekmeğinin kokusunu Squidoo’dan nasıl aldınız? Kalbimin sesini dinledim demeyin; kalpsiz biri olduğunuzu farzedin.”

Bu soruyu tam olarak çeviremediler ve haklı olarak Seth Godin de soruyu anlamadığını söyledi. Sonra moderatör Ahmet Yeşiltepe, hemen başka bir soruya geçmek istedi ama Seth Godin onun sözünü keserek “soruyu anlayıp, cevap vermek istediğini” belirtti. Tekrar mikrofon bana geldi, sorumu çok çok basitleştirerek tekrar sordum. İlk sorumdaki parçalar da böylece kafasında birleşince ne sormak istediğimi anladı ve “Great question” diye başlayarak uzunca bir cevap verdi. icon smile Yeni Medya Düzeni Konferansı Notlarım Müthiş gururlandım, müthiş etkilendim. Bu adamı neden sevdiğimi bir kez daha anladım.

Sorunun cevabını merak edenler olursa, inanın hatırlamıyorum icon biggrin Yeni Medya Düzeni Konferansı Notlarım Heyecandan bambaşka yerlerdeydim o an. Ama hatırladığım kadarıyla o uzun cevabının temel noktası şuydu: “Yapın, sadece yapın.”

ps: AdresGezgini’nden Işıl Yılmaz’ın konferans ile ilgili notlarını da tavsiye ederim. Benimkinden çok daha detaylı.

{ 8 comments }

Neredesin @Firuze?

by Taci Yalçın on 24 Ekim 2010

in Haberler,Sosyal Medya

Başlık her şeyi anlatıyor aslında. Lokasyon bazlı sosyal ağlar artık hayatımıza fazlasıyla girmeye başladı ve başta Foursquare olmak üzere birçok popüler platform ortaya çıktı. Facebook da Places hamlesiyle olayı bambaşka bir boyuta taşıdı.

Açıkçası Foursquare kullanmıyorum. Ama kullanana da mani olmuyorum. Yani ben kullanmıyorum diye bu platformları kullananları görmezden gelemem. Tanıdığım birçok insan kullanıyor ve görünüşe göre ilerde biz de kullanıyor olacağız. Şimdilik hiç ihtiyaç duymuyorum, orası ayrı konu.

Nerede olduğunu paylaşmak, insanlara bir şekilde çekici geliyor ve bunu yeni nesil servislerle kolayca gerçekleştirebiliyorlar. İlgili haberde de belirttiğim gibi, sosyal medya, “imkansız” denilen birçok şeyi gerçekleştirmeyi başardı ve bu trendin de etkisiyle ilerleyen yıllarda bir mekana giren müşteri sayısını, bir mitinge katılan insan sayısını vs. kolaylıkla ölçümleyebiliyor olacağız. Belki buna daha çok zaman var, ama bunun olacağını şimdiden söylemek hiç de zor değil.

Bu tarz platformlar, şimdiden pazarlama kanalları olarak kullanılmaya başlandı ve kısa zaman içinde ülkemizde de bu tip gelişmelere şahit olacağız. Umarım markalar bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirirler. Ama çok geç kalmadan. Hep geç kalıyorlar. Trend takibi, markaların en büyük sıkıntılarından biri çünkü.

24 Ekim Pazar günü Radikal’de Volkan Şahin imzalı “Sosyal medyada yeni trend: Şu an buradayım, peki ya sen?” konulu habere linke tıklayarak ulaşabilirsiniz. Haberde benim de sözlerime yer verdiği için Volkan’a çok teşekkür ederim.

{ 0 comments }

Sosyal Medya ve Siyaset

by Taci Yalçın on 12 Ekim 2010

in Sosyal Medya,Sosyal Medya ve Siyaset

Bilindiği üzere sosyal medyanın siyasi arenalarda kullanımı henüz çok yeni. Biraz da Barack Obama ‘nın başarılı sosyal medya stratejisinin de etkisiyle; liderlerimiz bir anda sosyal medyada yer almaya başladılar. Yani hiç çekinmeden söyleyebiliriz ki; çoğu alanda olduğu gibi bu alanda da dananın kuyruğu Amerika’da kopuyor, biz ise kuyruğunu koparmak için kendimize koyun arıyoruz.


govtag Sosyal Medya ve Siyaset

Biraz geçmişe, çok eskiye değil, 2009 yılına dönelim. Size bir şey anlatayım.

2009 yılı, benim açımdan çok ilginç bir yıl oldu. Son birkaç yılda (4 yıla yakın) sosyal medya ile ilgili o kadar çok araştırma yapmış, o kadar çok şey öğrenmiştim ki, artık bunları hayata geçirmek istiyordum. Bir yandan ODTÜ‘de okumaya çalışıyordum ve hayat benim için açıkçası çok zordu. O sıralar karşıma büyük bir fırsat çıktı.

CHP Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Karayalçın’ın “tüm” online stratejilerini ben hazırlayacaktım, ekibimi kendim kuracaktım ve sosyal medya kurgularını, stratejilerini ben hazırlayıp yönetecektim. Tereddütsüz kabul ettim tabii. Çok büyük sevinçle.

Ekibimi kurdum. Parti binasında bir oda tahsis edildi ve oraya yerleştik. Hemen çalışmaya başladık. Bir belediye başkan adayı için mükemmel kabul edilebilecek sosyal medya kurguları geliştirdik. Karayalcin.TV adresinde kendi çekimlerini kendisi yapan, mitinglerden vs. görüntüler yayınlayan bir internet televizyonu bile vardı. Seçim stratejisi gereği; genel sloganlar değişiyordu ve biz bu sloganların her birine mikro siteler hazırlıyorduk. Hem de basit tanıtım sayfaları değil; bilakis sloganın içeriğine uygun bir konseptte hazırlıyorduk. Örneğin “Biz Hazırız!” sloganı için bizhaziriz.com adresinde kullanıcıların içeriklerini kendilerinin ürettiği; kısaca “neye, nasıl hazır olduklarını Murat Karayalçın’a ilettikleri” mikro site gibi.

Açılan Murat Karayalçın’ın kişisel Facebook profili bir web sitesi titizliğiyle yönetildi ve Ankara’dan çok büyük sayıda arkadaş edindi. O kadar çok mesaj alıyordu ki, yüzde 90′ını okuyamadık bile. (Mesajlar arasında çok özel olanları da vardı elbette, o kadar ki gerçek sanılıyordu profil. Gerçekti bir nevi, ama yarı gerçekti. Çok özel mesajları hayatım boyunca sır olarak saklayacağım, orası ayrı konu)

Birçok şey yaptık. Yazmakla bitmez. Bu yazının ana konusu aslında yaptıklarımız değil, yapamadıklarımız.

Neden birçok şeyi yapamadık? Çünkü ortam tam olarak ortam hazır değildi. En basitinden, bir web sitesinin tasarımı için ayrı ayrı 3-4 farklı danışmandan onay almamız gerekiyordu. Bazen sadece bir butonun şekli için bile. Murat Karayalçın, aslında bizim sosyal medya kampanyamızdı. Ama o, danışmanları ve CHP bunun tam olarak farkına varamadılar ve reel seçim süreciyle ilişkilendiremediler. Örneğin Murat Karayalçın birçok televizyon programına katıldı ve bizden (yani sosyal medyadaki Murat Karayalçın’dan) hiç bahsetmedi. Elimden geldiğince Ankara’da sokağa yaymaya çalıştım tabii. Ama vizyonların uyuşmadığı bir ortamda, ancak bu kadar oldu. Gerçi ben kesinlikle yapılanları (yine de) tatmin edici buluyorum. Sosyal medyada çok şeyden ziyade, doğru şeyleri yapmak önemlidir ve biz büyük ölçüde doğru şeyleri yaptık. Murat Karayalçın’ın sosyal medyadaki hareketlerini tek sayfadan takip etme sitesi bile vardı. Düşünün.

Çok zevk aldığım bir süreç olduğu için, dönüp dolaşıp bu olaya getiriyorum konuyu fakat “neleri yapamadık”ın nedeni bu anlattıklarımda saklı aslında. Bürokrasi ve sosyal medya, ayrı dünyaların kavramları.

Yani buradan liderler için şu sonuçları ve beraberinde önerileri ortaya koyabiliriz:

1. Sosyal medyaya bürokrasiyi karıştırmayın. Çünkü bürokrasiniz, asla sosyal medyanın hızına yetişemez.

2. Kampanya sürecinizin reel kısmıyla entegre edin. Afişlerinizi ona göre tasarlayın. Hatta konuşmalarınızı bile.

3. Lider olarak aktif katılımda bulunun. Neler yapıldığını -günlük, haftalık, aylık- raporlar halinde isteyin ve gereken yerde kendiniz müdahale edin.

4. Taklitçi olmayın. Mustafa Sarıgül gibi olursunuz.

5. Sansürcü olmayın. Ana avrat küfür yersiniz. Ve açık konuşayım. Küfürleri içimizden etmiyoruz.

(Deniz Baykal’ın Vimeo’daki video skandalında, AKP’li bazı vekiller sitenin kapatılmasını istemişti. Bu, tabii ki siyasi bir manevraydı. CHP’lilerin bu manevrayı görüp “hayır canım, tek bir video yüzünden koca site kapatılır mı?” diyip, yani o durumda bile sansürcü zihniyete karşı durup, internet kullanıcılarının birçoğunun gönlünü kazanmasını beklerdim fakat bu yapılmadı. Aksine şimdi kendileri sansürcülük oynamaya başladılar. Ek not: Hiçbir siyasi parti üyesi veya sempatizanı değilim.)

6. Bu işin eğitimini alın. “Obama Twitter kullanıyor, ben de kullanayım” diyip olaya bodoslama atlamayın. Sayıları az da olsa, katılabileceğiniz çok güzel sosyal medya workshopları var. Bunları değerlendirin.

7. Partinizin veya organizasyonunuzun sitesini sosyal medya süreciyle iyi entegre edin. Hatta sıfırdan SEO ve SMO stratejilerine uygun bir şekilde yenileyin. Var olan statik sitenizin haberler bölümüne yeni haber olarak “Facebook sayfamız açıldı” yazmak yerine; insanları oraya yönlendirmek için daha efektif şeyler düşünün.

8. Takım elbisenizi çıkarın. Sosyal medyada takım elbiseli olmak zorunda değilsiniz. Yeri geldiğinde ailece gittiğiniz bir pikniğin fotoğraflarını da paylaşın, çok önemli bir toplantı sonrası fotoğraflarınızı da.

9. Blog kavramını iyi anlayın. Tamamen kendinizin yazdığı bir blogunuz olsa, açıkçası harika olur ama ne kadar yoğun olduğunuzu tahmin edebildiğimden; ekibinizle birlikte bir “blog takımı” kurup, blogun yazarlarından biri olabilirsiniz.

10. Bazı şeyleri kendiniz yazın. “Kılıçdaroğlu Tekirdağ’da” gibi bir tweet yerine, “Bugün Tekirdağ’dayım” çok daha etkili. (Abdullah Gül, başlarda bu yanlışa düşmüştü fakat zamanla o da doğru kullanmaya başladı. Fakat henüz hala çok büyük yanlışları var.)

Zamanla daha çok eğileceğim bu konuya, şimdilik böyle bir giriş yapmış olalım.

Hep söylediğim gibi, takipte kalın!

{ 4 comments }

Sosyal Medya Optimizasyonu

by Taci Yalçın on 09 Ekim 2010

in Sosyal Medya

Son birkaç yıldır sıklıkla “Arama motoru optimizasyonu” kavramını duyuyoruz. SEO konusunun üzerine oldukça fazla gidildi ve neredeyse “optimizasyon” kavramının algısal yerini SEO aldı. Fakat atladığımız bir şey var. Web sitesi optimizasyonu, SEO ve SMO olmak üzere ikiye ayrılıyor. Yani bu işin diğer parçası, sosyal medya optimizasyonu.

İster online satış yapıyor olalım, ister blog yazarı. Aslında elimizde olan “temel şey” bir web sitesidir. Bu bir e-ticaret sitesi de olabilir; bir blog, forum veya arkadaşlık sitesi de. Sonuç itibariyle bir şeyler satmaya çalıştığımız (hizmet, fikir, don lastiği vs.) web sitemize aslında trafik çekmeye ve bunu sonuca (satış, üye kazanma vs.) dönüştürmeye çalışıyoruzdur.

Türkiye’de bu alanda at koşturan kişi ve kurumlar; son birkaç yılda SEO’nun yükselişini gördü ve artık araba tamircileri bile SEO’nun öneminin farkında. Hep söylediğim gibi, Avrupa ve Amerika’yı bazı alanlarda onlarca yıl, internet gibi akışı hızlı alanlarda birkaç yıl geriden takip ettiğimiz için; biz şu anda sadece SEO’nun önemine odaklanmış durumdayız fakat onlar çoktan SMO’nun, yani sosyal medya optimizasyonunun farkında. Aslında bir yazıda ayrımını yaptığım sosyal medya uzmanı ve sosyal medya stratejisti kavramları; büyük ölçüde SMO konusunda birbirinden ayrılıyor diyebilirim.

worldclassid 300x224 Sosyal Medya Optimizasyonu

Yazılarımı takip ediyorsanız eğer; başından beri sosyal medyada stratejinin önemi üzerinde durduğumu biliyorsunuzdur. Stratejik olarak doğru hamleleri yaparsak eğer; doğrudan sosyal medya optimizasyonu yapmış oluyoruz. Yani aslında iyi bir sosyal medya optimizasyonu, iyi bir sosyal medya stratejisinden başka bir şey değil. Ve bu iki optimizasyon kavramını doğru anlayıp, doğru bir şekilde işimize uyguladığımız takdirde ise başarı kaçınılmaz.

Tıpkı SEO kavramında olduğu gibi, SMO kavramının da zamanla ülkemizde de yaygınlaşacağına ve öneminin kavranacağına inanıyorum. Sosyal medya optimizasyonu, birkaç yıl içinde SEO ile birlikte anılmaya başlanacak ve bunun -naçizane- öncülerinden biri olmak açıkçası beni biraz heyecanlandırıyor.

İlerleyen günlerde sosyal medya optimizasyonuna yönelik çok daha detaylı yazılar yazacağım. Takipte kalın!

Görsel Kaynak: Worldclassid

{ 2 comments }

Yurtsan Atakan Yanlış Biliyor

by Taci Yalçın on 06 Ekim 2010

in Sosyal Medya

Geçenlerde bir yolculuk sırasında Digital Age okurken; Yurtsan Atakan’ın ilgimi çeken bir yazısını okudum ve açıkçası kendisiyle hiç aynı görüşte olamadım. Aradan bir süre geçti, yazıyı tekrar Digital Age’in web sitesinde gördüm ve bir şeyler de ben söylemek istedim.

Yurtsan Atakan, Digital Age’deki “Mesajlaşmaya getirilen her kısıtlama sosyal medyayı da vurur” başlıklı yazısında; e-postalar ve mesajlaşmayla ilgili yeni yasanın sosyal medya iletişimini de kısıtlayacağı görüşünde. Yeni yasa, e-posta mesajlarının, siyasi propaganda aracı olarak kullanılmasını yasaklıyor. Benzer bir yasak pazarlama alanında da mevcut. Kısa keseyim, özetle spam yapmak yasak. Hani o her seferinde küfür ettiğimiz şeyi devlet yasaklıyor. Kötü mü? Değil. Yurtsan Atakan da zaten bunun kötü olmadığını, fakat yasanın tekrar düzenlenmesi gerektiğini düşünüyor ama bazı yerlerde yanlış düşünüyor.

Mesela diyor ki;

“Bilindiği gibi e.posta mesajları hemen her türlü sosyal medya kampanyasının başlangıç noktası ve çoğu sosyal medya ortamının da ayrılmaz bir parçası. Facebook dahil çoğu sosyal medya ortamı, üyeler arasındaki etkileşimi, siteye “login” olmadıkları durumunda e.posta mesajlaşmalarıyla sağlıyor. Yeni seçim yasasının getirdiği siyasi propagandada e.posta kullanımı yasağı, sosyal medyanın propagandada kullanımını kapsamıyor diyenler işte bu nedenlerle çok yanılıyorlar. Evet doğru yeni seçim yasası sosyal medyanın siyasi propagandada kullanımını direkt olarak yasaklamıyor ancak e.posta kullanımına getirdiği yasakla çok büyük ölçüde kısıtlıyor.”


Ve görüşünü de “Doğrudan e-posta atmıyor olabilirsin. Fakat örneğin Facebook’tan bir mesaj aldın, bu sana e-posta olarak da geliyor. Ve işte e-posta burada suç kapsamına giriyor” şeklinde destekliyor.

Hayır, e-posta’yı Facebook (veya Twitter, her neyse) yolluyor ve kullanıcının izni olmadan gerçekleşmiyor bu. Kullanıcı, zaten o siteye üye olurken “Facebook’un bana mesajlarımı mail olarak yollamasını istiyorum” gibi bir maddeyi kabul etmiş oluyor. Kaldı ki istediği zaman Facebook’tan veya herhangi bir siteden e-posta almasını da engelleyebilir. Bunu o sitedeki ayarlarından gerçekleştirebiliyor kullanıcı. Ve tekrar ediyorum, bunu yapmasa bile e-posta’yı Facebook yolluyor. Burada yasaya aykırı bir durum yok.

Ve şöyle devam ediyor:

“Sosyal medya pazarlamasının temelinde ise e.posta gönderimi var. Sosyal medya kampanyaları çoğunlukla e.posta ile toplu tanıtım mesajı gönderimiyle başlatılır. Sosyal medya kampanyasının çekirdek katılımcı kitlesi bu tek seferlik toplu e.posta mesajı gönderimiyle başlatılır. Yasa kapsamında bu tür gönderiler de yasaklanmış olduğundan, seçim kampanyasında sosyal medyanın kullanılması iyice zorlaştırılmış oluyor.”

Sosyal medya kampanyaları “çoğunlukla” e-posta ile toplu tanıtım mesajı gönderimiyle başlatılır diyor. Kendisinin yurtdışında birçok sosyal medya paneline katılmış biri olduğunu bilmesem; kaç tane sosyal medya kampanyası incelediğini, veya içinde yer aldığını sorgulayacağım ama haddimi bilip bu konuda bir şey demiyorum. Spam yaparak sosyal medya kampanyası başlatan bir zihniyet nasıl olabilir de sosyal medya kampanyası yaptığını iddia edebilir? Amaç küçük de olsa bir kitleyi tetiklemek olsa bile, sosyal medya kampanyalarının tetiklenmesi gereken yerler, adından da anlaşılabileceği gibi sosyal medya platformları değil midir? Spam zihniyetinin negatif etkisi düşünüldüğünde, hangi aklı selim insan kampanyayı böyle bir hatayla başlatabilir?

Yurtsan Atakan ‘ın yasanın değişmesi gerektiği görüşüne katılıyorum. Yasa, onun da söylediği gibi bu haliyle çok “ham.” Fakat sadece spam e-posta gönderimini yasaklıyor oluşu bile yeterli görülebilir. Ama tekrar söylüyorum, bence de yasa düzenlenmeli.

Öneri içeren görüşünde ise şöyle diyor:

“Oysa istenmeyen mesajlarla mücadelenin çağdaş ülkelerde uygulanan yolu bu değil. Doğru yöntem, gönderilen tanıtım mesajında, alıcıya postalama listesinden çıkmasını sağlayacak kolay, pratik bir yol sunmak.”

Peki, yap spami allahına kadar. Ondan sonra göstermelik olarak bir çıkış linki koy, olsun bitsin. Spam yapan zihniyetin, bunu da suistimal edeceğini düşünüyorum ben. Önerdiği yasa çıkmadan bile suistimal ediliyor zaten. Şöyle ki;

Doğan Burda’nın e-mecmua diye bir zımbırtısı var. Bir sürü dergi barındıran bir servis. Ve bana düzenli olarak aylardır spam yapılıyor. Çıkmak için ilgili linke tıkladığımda ise şöyle bir tabloyla karşılaşıyorum:

öehmecmua Yurtsan Atakan Yanlış Biliyor
Gördüğünüz gibi kendi isteğimle e-posta listesine dahil olmadığım halde; e-posta listesinden ayrılabilmem için, her bir dergi için “ayrı ayrı” işlem yapmam, tabiri caizse “unsubscribe” olmam gerekiyor. Hem spamin allahını yapıyorlar, hem de yüzsüzlüğün. Yüzsüzlükleri bu kadarla da kalmıyor.

İnat ediyorum, her bir dergi için tek tek işlem yapmayı kafama koyuyorum. İlk işlemimde ilgili dergiden artık kurtulabilmeyi beklerken, yani “şu derginin mail listesinden çıkarıldınız” gibi bir uyarı beklerken, “mail listesinden ayrılmak için mailinize gönderilen onay linkine tıklamalısınız” gibi bir uyarıyla karşılaşıyorum. Lan sana ne? Yanlışlıkla da tıklamış olsam, mail benim mailim. Daha ne onay yolluyorsun mailime diyorum. Bu kadar kibar konuşmuyorum tabii. Neyse diyorum, inat ettim ya, mailime dönüyorum, aa! Onay maili falan gelmemiş?! Spam klasörünü kontrol ediyorum, orada da yok. Dolayısıyla e-posta listesinden çıkamıyorum bir türlü. Bu olay üzerine de kendilerine ağır küfür ediyorum. Twitter’a da yazdım tam o andaki ruh halimi. Merak eden arayıp bulabilir. Ben utanacağıma, onlar utansın, beni bu hale getirdiler diye. Sırf o anki sinirimin kalıcı olması için yazdım.

Sonuç itibariyle Yurtsan Atakan’ın önerdiği yasayı da ülkenin en büyük medya şirketi bu şekilde ihlal ediyorsa; spam kurnazı şahsiyetsiz şirketler neler yapar, düşünmek bile istemiyorum.

Az önce sonuç itibariyle diyerek sonuç paragrafını yazdım ama; çok önemli bir şeyi eklemeyi unuttum. Konuyla ilgili fikirlerini çok merak ettiğim, bu konu hakkında Türkiye’de en doğru bilgiyi verebilecek kişi olan Başak Purut’a (Ekşi Sözlük’ün avukatı) anlattım durumu. Yazıdan bahsettim. Görüşlerini sordum. O da benimle benzer görüşteydi:

Pek doğru bir tespit olmamış. Kanun da bence doğru yorumlanmamış zaten. “Vatandaşların, elektronik posta adreslerine gönderilecek mesajlarla, taşınabilir veya sabit telefonlarına sesli, görüntülü veya yazılı mesaj göndermek suretiyle propaganda yapılamaz. Ancak, siyasi partilerin kendi üyelerine gönderdiği sesli, görüntülü veya yazılı mesajlar her zaman serbesttir.” Tanımadığın adama mesaj gönderme kardeşim diyor, iyi de yapmış. Bunun dışında, seçim kanunu konusunun dışındaki kısım için söylüyorum, rızaya dayalı gönderilmiş mesajlar hiçbir zaman sorun olmaz ve bu mail trafiği de tamamen kullanıcının talebi ve seçimi doğrultusunda oluyor. Çok katı ve dar yorumlasam dahi yazarın ulaştığı sonuca ulaşamıyorum açıkçası.

Böyleyken böyle.

{ 0 comments }

Sosyal Medya Uzmanı Arayan Ajanslar

by Taci Yalçın on 05 Ekim 2010

in Haberler

Son birkaç ayda, özellikle son günlerde birçok ajansın “sosyal medya uzmanı” aradığını görüyorum. Neredeyse her gün, bir sosyal medya uzmanı arayan ajansla karşılaşıyorum. Bazılarını ajanslarda çalışan arkadaşlarımdan duyuyorum; bazılarını ise çeşitli sitelerdeki iş ilanlarından görüyorum.

Sektör tahmin ettiğimiz gibi hızla büyüyor. Sosyal medya uzmanlarına duyulan ihtiyaç her geçen gün artıyor. Bunlar güzel gelişmeler. Fakat aynı zamanda da tedirgin olmuyor değilim. Çünkü sosyal medyadaki uzmanlığı, atıyorum tıptaki uzmanlıklar gibi görmüyoruz. Kolaya kaçıp, işsizlik oranının da etkisiyle, kendimizi sosyal medya uzmanı ilan ediveriyoruz. Oradan buradan okuduğumuz birkaç sunum, duyduğumuz birkaç lafla kendimizi uzman sanıyoruz.

Pek tabii ki iğneyi kendime de batırıyorum. Ama bu beni açıkçası tamamen bağlamıyor. Çünkü ben bu işin “asla” uzmanı olunamayacağına inananlardanım. Sürekli kendinizi geliştirmek zorundasınız ve her geçen gün yeni şeyler oluyor. “Uzmanım” diyebilmek, ne bileyim, bana biraz fazla iddialı geliyor. Ben, uzmanlıktan ziyade; sosyal medyayı markalar en etkili şekilde nasıl kullanabilir, nasıl verimli stratejiler inşa edebilirler, nasıl geri dönüşü yüksek sosyal medya kampanyaları yaparlar gibi sorular üzerine odaklanan bir araştırmacıyım sadece. Kendimi en fazla bu kadar tanımlayabilirim.

Gelelim asıl konuya. Birkaç ajans, sosyal medya uzmanı arıyor ve bu blogun takipçileri arasında eminim ilgilenebilecek insanlar vardır diye; hem o kişilere, hem de ajanslara (doğru kişiyi bulmalarıyla ilgili) faydası olması için bu ajansları aşağıda paylaşıyorum.

alienfoot:

Sosyal medya projelerini yürütecek birini arıyorlar. Ofisleri Balmumcu’da.

Başvuru: whydontyougetajob(at)alienfoot.com

Young Guns:

Young Guns sosyal medya junior’ı arıyor. Fazla yetkin olmayan, fakat yerden başlamak isteyenler için iyi bir seçenek. Ofisleri Maslak Sun Plaza’da. Project House bünyesindeler. Gittim, gördüm. Güzel ortam.

Başvuru: admin(at)ph.com.tr

Litespell:

Eğlenceli bir ortama benziyor. Sosyal medya uzmanı arıyorlar. Ofisleri Beyoğlu’nda.

Başvuru: work(at)litespell.com

Pixelplus:

İlanlarından bayağı eğlenceli kişiler oldukları anlaşılıyor. Pek tabii ki sosyal medya uzmanı arıyorlar. Ofisleri 3. Levent’te.

Başvuru: info(at)pixelplus.net

Dipnot: İlanları güzel insanların güzel sitesi bigumigu ‘dan arakladım. Onlara da selam edelim aynı zamanda.

{ 1 comment }

Çoğumuzun bildiği üzere, yeni medya, yani sosyal medya konusunda “uzmanım” diyen çok. Fakat gerçek uzmanların sayısı ise bir o kadar az.

Uzun zamandır takip ettiğim M. Serdar Kuzuloğlu, namı diğer @mserdark ve muhabbetinden büyük keyif aldığım İsmail Hakkı Hocam (@ismailhpolat) Kadir Has Üniversitesi bünyesinde, “bu iş nasıl yapılır”ı göstermek için bir araya gelmişler. Açıkçası bu haberi İsmail Hocam’dan ilk duyduğumda çok heyecanlanmıştım ve beklemeye başlamıştım. Bugün bu güzel haber geldi ve ben de paylaşmak istedim.

Aşağıda, kendileri tarafından paylaşılan metni aynen kopyalıyorum:

Dijital kuşağın uzmanları bu eğitimle yetişiyor

Günlük yaşamımıza gireli çok kısa bir zaman geçmiş olmasına rağmen cep telefonları ve internet hem bireyler hem de kurumların günlük hayatını kökten değiştirdi. Türkiye’de 65 milyon cep telefonu ve 25 milyondan fazla internet kullanıcısı var. Geçen seneki verilere bakarsak cep telefonu sayısı dünya ölçeğinde 4 milyar 600 milyon adedi internet kullanıcısıysa 2 milyar kişiye dayandı.

Facebook 500 milyonu geçen nüfusuyla dünyanın en kalabalık üçüncü ülkesi. Youtube’a her dakika 24 saatlik video ekleniyor. Sayısı 120 milyonu geçen Twitter üyesi her gün 50 milyon mesaj yazıyor. Facebook’ta sayfa yaratan küçük işletmelerin sayısı 700 bini geçti.

Oyunların içindeki reklam tabelalarına alınan reklamların yarattığı pazarın 2014’te 1 milyar doları geçmesi bekleniyor. Facebook’taki sanal çiftlik oyunu Farmville’in 62 milyondan fazla tutkunu sanal traktörleri için satın aldıkları sanal mazota haftada toplam 150 bin (gerçek) dolar ödüyor.

Satışa sunulduktan 80 gün sonra 3 milyondan fazla satan Apple iPad yayıncılığı kökten değiştirmek üzere. Basılı yayınlar tablet çağına uyum sağlayabilme peşinde. Televizyonlar, radyolar da yepyeni modeller üstünde çalışıyor.

İnternet kuşağı yepyeni mecralara, dinamiklere, beklentilere ve lisana sahip. 10 yıl önce var olmayan yepyeni iş kolları ve uzmanlıklar ortaya çıkmış durumda. Geleceğin başarılı kişi ve kurumları işte bu dönüşümü iyi okuyup hayatına ve işine uyarlayabilenler olacak.

Bütün bu gerçeklerin ışığında yeni nesil medya, yeni nesil uzmanlara ihtiyaç duyuyor.

Kadir Has Üniversitesi Yaşam Boyu Eğitim Merkezi bünyesinde verilecek ‘Yeni Medya Yayıncılığı’ sertifika programı katılımcılara internet ve mobil mecralarda kuralları kökten değişen yayıncılığı, yeni tanıtım ve pazarlama yöntemlerini başarılı ve başarısız örneklerle işliyor.

İnternet ve yeni mecralar konusunda Türkiye’nin en tecrübeli isimleri İsmail Hakkı Polat ve M. Serdar Kuzuloğlu tarafından verilecek ve 23 Ekim 2010 günü başlayarak 4 hafta her Cumartesi sürecek eğitim, bu yeni uzmanlık alanı için aranan kişileri yetiştirmeyi hedefliyor. Ayrıca, eğitimin sonunda katılımcılarla yapılacak birebir görüşmelerde Kuzuloğlu ve Polat, her katılımcıya yeni medya sektörüne ilişkin kişisel öneri ve yönlendirmelerde bulunacaktır.

Bilgi ve başvuru:

Kadir Has Üniversitesi

Kadir Has Caddesi, Cibali / İstanbul 34 083

Tel: 0-212-533 65 32 / 12 18

Fax: 0-212-533 65 15

E-posta: khas-yasam@khas.edu.tr

Web: http://bit.ly/yenimedya

{ 0 comments }